









Yurt İçi · 2 gece 3 gün06 Kasım 2026, Cuma
Kapadokya ile İlk Buluşma
Nevşehir’e varışımızın ardından Kapadokya yolculuğumuza, bölgenin daha az bilinen hazinelerinden Açıksaray Örenyeri ile başlıyoruz. Volkanik kayalara oyulmuş mekânları, kiliseleri ve sıra dışı kaya oluşumları arasında yapacağımız gezinin ardından, Kapadokya’nın yalın ve samimi ruhuna yakışır şekilde gözleme ve yöresel lezzetlerden oluşan kahvaltımızı yapıyoruz.
Ardından rotamızı Nevşehir Kalesi çevresinde keşfedilen Kayaşehir’e çeviriyoruz. Kayalara oyulmuş yaşam alanları, tünelleri ve geçmişin izlerini taşıyan yapılarıyla bu etkileyici yerleşim, Kapadokya’da insanın doğayla kurduğu sıra dışı ilişkinin ilk ipuçlarını veriyor.
Uçhisar’a doğru ilerlerken Güvercinlik Vadisi’nde kısa bir mola vererek Kapadokya’nın en güzel panoramalarından birini seyrediyoruz. Yüzyıllardır kayalara oyulan güvercinlikler, vadinin doğal dokusuyla birleşerek bölgenin simgeleşmiş manzaralarından birini oluşturuyor. Ardından Kadıneli Restaurant’ta öğle yemeğimizi alıyoruz.
Öğleden sonra bölgenin en önemli kültürel miras alanlarından Göreme Açık Hava Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Kayalara oyulmuş kiliseleri, manastır yaşamının izlerini taşıyan mekânları ve yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan freskleriyle Göreme, Kapadokya’nın tarihini adeta açık havada anlatan benzersiz bir müze niteliğinde.
Günün son kültürel durağı ise Güray Müze. Kapadokya’nın binlerce yıllık seramik geleneğini çağdaş bir müzecilik anlayışıyla buluşturan ve kayaların altında oluşturulmuş sıra dışı mimarisiyle başlı başına bir deneyim sunan müzeyi gezdikten sonra otelimize dönüyoruz.
Kısa bir dinlenmenin ardından akşam yemeğimizi Karakız Meyhanesi’nde alıyor ve Kapadokya’daki ilk günümüzü keyifli bir sofrada tamamlıyoruz.
07 Kasım 2026, Cumartesi
Yeraltından Ihlara’ya: Kapadokya’nın Derinlikleri
Kahvaltının ardından Kapadokya’nın görünen yüzünden, yerin altında sakladığı dünyaya doğru ilerliyoruz. İlk durağımız, bölgenin en etkileyici yeraltı yerleşimlerinden Kaymaklı Yeraltı Şehri. Dar geçitleri, yaşam alanları, depoları ve ortak kullanım mekânları arasında ilerlerken, yüzyıllar önce burada sürdürülen yaşamın şaşırtıcı hikâyesine tanıklık ediyoruz.
Kaymaklı’nın ardından Kapadokya’nın daha sakin ve özgün köşelerinden Güzelyurt’a doğru yola çıkıyoruz. Eski taş evleri, kiliseleri ve dar sokaklarıyla geçmişin izlerini koruyan bu güzel yerleşimde yapacağımız gezinin ardından, geleneksel lezzetlerin sunulduğu samimi bir köy sofrasında öğle yemeğimizi alıyoruz.
Öğleden sonra yolumuz bizi Kapadokya’nın en etkileyici doğal oluşumlarından Ihlara Vadisi’ne götürüyor. Melendiz Çayı’nın binlerce yıl boyunca şekillendirdiği bu derin vadide doğa ile tarih birbirine karışıyor. Kayalara oyulmuş kiliseler, eski yaşam alanları ve vadinin yeşil dokusu arasında gerçekleştireceğimiz yürüyüş, Kapadokya’nın alışılmış görüntülerinden çok farklı bir yüzünü ortaya çıkarıyor.
Vadinin ardından, devasa kayalıkların içerisine oyulmuş kilise ve yaşam alanlarıyla adeta doğal bir katedral gibi yükselen Selime’yi ziyaret ediyoruz. Buradan yolculuğumuzu çok daha eski zamanlara taşıyarak Anadolu’nun en önemli Neolitik yerleşimlerinden Aşıklı Höyük’e geçiyoruz. Yaklaşık on bin yıl öncesine uzanan geçmişiyle Aşıklı Höyük, Kapadokya’nın hikâyesinin peribacalarından ve kaya kiliselerinden çok daha önce başladığını gösteriyor.
Günün keşiflerini tamamladıktan sonra otelimize dönüyor ve dinlenmek için serbest zaman veriyoruz. Akşam Elai Restaurant veya Reserved’da bir araya geliyor, günü keyifli bir akşam yemeğiyle tamamlıyoruz.
08 Kasım 2026, Pazar
Vadiler, Köyler ve Saklı Kapadokya
Kapadokya’daki son günümüzde bölgenin daha saklı kalmış yüzünü keşfetmek üzere yola çıkıyoruz. Hava ve yol koşullarının uygun olması halinde Zindan Tepesi’nde vereceğimiz panoramik molanın ardından, Kapadokya’yı gerçekten hissetmenin en güzel yollarından biri olan vadi yürüyüşümüze başlıyoruz.
Meskendir Vadisi’nden Kızılçukur’a uzanan yürüyüşümüzde kaya oluşumları, bağlar ve volkanik arazinin sürekli değişen renkleri arasında ilerliyoruz. Kapadokya’nın sessizliğini ve doğasını yakından hissedeceğimiz bu yürüyüşün ardından, bölgenin simgesi haline gelen peribacalarının en etkileyici örneklerini görmek üzere Paşabağ’ı ziyaret ediyoruz.
Yolculuğumuz daha sonra eski adı Sinasos olan Mustafapaşa ile devam ediyor. Taş konakları, kiliseleri ve bir zamanlar burada yan yana yaşamış farklı kültürlerin bıraktığı mimari izleriyle Mustafapaşa, Kapadokya’nın en zarif yerleşimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Öğle yemeği için rotamızı Taşkınpaşa Köyü’ne çeviriyoruz. Yerel tatlardan oluşan köy soframızın ardından Taşkınpaşa’nın taş mimarisini ve Selçuklu döneminden günümüze ulaşan kültürel mirasını keşfediyoruz.
Öğleden sonra Kapadokya’nın daha az bilinen arkeolojik hazinelerinden Sobesos Antik Kenti’ne ulaşıyoruz. Burada ortaya çıkarılan mozaikler ve yapı kalıntıları bölgenin Roma dönemindeki yaşamına farklı bir pencere açıyor. Yolculuğumuz Kırk Şehitler Kilisesi ile devam ediyor ve ardından günün en özel duraklarından biri olan Keşlik Manastırı’na ulaşıyoruz. Kayalara oyulmuş kiliseleri, yaşam ve üretim alanlarıyla manastır, Kapadokya’daki gündelik manastır hayatının izlerini bugün hâlâ hissedebileceğimiz özel noktalardan biri.
Kapadokya yolculuğumuzun son durağı Ürgüp oluyor. Ziggy’de alacağımız erken akşam yemeğiyle üç günlük keşfimizi keyifli bir sofrada tamamladıktan sonra Nevşehir Havalimanı’na hareket ediyoruz.
Kapadokya’dan ayrılırken geride yalnızca peribacalarını değil; on bin yıllık yerleşimleri, yeraltında kurulmuş şehirleri, vadilerin içine saklanmış kiliseleri, eski köyleri, manastırları ve kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam kültürünü bırakıyoruz. Kapadokya, bu üç gün boyunca karşımıza yalnızca görülecek bir coğrafya olarak değil, farklı dönemlerin ve kültürlerin izleriyle katman katman okunacak bir Anadolu hikâyesi olarak çıkıyor.








Yurt İçi
Yurt İçi
Yurt İçi
Yurt İçi